15 Temmuz Darbe Girişimi'nin Birinci Yildönümü Vesilesiyle Türkiye Cumhuriyeti Başbakani Sayin Binali Yildirim'in Mesaji

Ulanbator Büyükelçiliği 20.07.2017

BÜYÜK DEMOKRASİ ZAFERİMİZİN BİRİNCİ YILDÖNÜMÜ

Binali Yıldırım (*)

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kanlı terör saldırısını atlatmamızın üzerinden bir yıl geçti. Türkiye bu bir yıl içerisinde dayanıklılığını, nekahet yeteneğini, gücünü kanıtlamıştır. Aradan geçen bir yılın muhasebesini yapmak ve ileri bakmak önemlidir.

Herşeyden önce neyle karşı karşıya kaldığımızı hatırlamak lazımdır. O gece yaşadıklarımız Türk ordusu içine sızmış, kendisini “kainat imamı” olarak gören bir meczuba bağlı hainlerin Türk devletine karşı saldırısıydı. Kendi ulusal parlamentosunu bombalayan, terör örgütleriyle mücadelemizde ön cephede uğraş veren polis özel harekat karargahını yerle bir eden, silahsız sivillerin üzerine tanklar süren ve savaş uçakları ve saldırı helikopterlerinden ateş açan canilerle karşı karşıya kaldık.Tarihimizde böyle bir vahşet yaşamamıştık. Bu terör şebekesi 250 vatandaşımızı öldürdü, 2000'den fazla vatandaşımızı yaraladı.

Geriye baktığımızda bu çok acı deneyimden iki gurur vesilesi ortaya çıktı. Birincisi, Türk halkının cesaret ve kararlılığıdır. Toplumun ve siyasi yelpazenin her kesiminden vatandaşlarımız darbecilere karşısokağa döküldüler. Televizyon kanallarımız darbecilerin tehditlerine, baskınlarına rağmen yayınlarına devam etti. Türk milleti bir bütün oldu.

İkincisi, Türk milleti tüm dünyaya demokrasiye sahip çıktığını ve çıkacağını gösterdi. Halkım, Türkiye'ye silahlı grupların değil, sadece demokratik yoldan işbaşına gelen hükümetlerin ve milli iradenin hakim olabileceğini ortaya koydu. En güçlü meşruiyet demokratik meşruiyettir. Bu zorlu demokrasi sınavından ülke olarak yüzümüzün akıyla çıktık.

Ancak, o gece torunumun tüm saflığıyla sorduğu soru zihnimden, zihinlerden silinmeyecektir: “Dede, bunlar bizim askerlerimiz değil mi?” Gerçekten de nasıl bir zihniyet bir insanın kendi insanına, kendi kurumlarına, kendi sembollerine, kendi liderlerine bu şekilde hunharca saldırmasına imkan verir?

Yanıtı karşı karşıya olduğumuz ihanet şebekesinin doğasında mevcuttur. O gece, bir teoloji profesörü aracılığıyla elebaşı Fetullah Gülen'den gelen emirleri körü körüne uygulayan bir suç şebekesi ile karşı karşıyaydık. Merkez olarak kullandıkları askeri üsteFETÖ'ye ait birşirketin yöneticisi ileörgütün işlettiğibir okulun görünürdeki sahibinin karşısında asker selamı veren, Türk askerinin bin yıllık şanlı geçmişinden nasibini almamış bir ihanet çetesinden bahsediyoruz.

Hükümetimiz esasen Fetullah Gülen’in gerçek yüzünü 15 Temmuz’dan önce anlamış ve harekete geçmişti. Bu yapının devlet içindeki uzantılarını ortaya çıkarabilmek için çaba sarfediyorduk. Bunda da önemli bir aşamaya ulaşmıştık. Ancak 15 Temmuz darbe teşebbüsü, karşı karşıya olduğumuz tehdidin tahminlerimizin çok ötesinde, çok daha derin ve yaşamsal olduğunu acı biçimde ortaya koydu. Fetullah Gülen’in 40 yıl boyunca Türk devletini ele geçirmek için kurduğu kumpasın büyüklüğü ortaya çıktı. FETÖ mensupları Fetullah Gülen’in talimatı doğrultusunda, “kimseye varlıklarını hissettirmeden sistemin kılcal damarları içinde hareket etmişlerdi” ve aşama aşama vücudun hayati organlarını ele geçiren bir virüsün yol açtığı enfeksiyon gibi neredeyse “tüm güç merkezlerine” erişmişlerdi.15 Temmuz’u takip eden bir yıl boyunca kapsamlı idarî, cezaî ve hukukî tahkikatlar yürütüldü. Darbe teşebbüsünü tezgahlayan ve uygulayan bu yapıya dair çok geniş bulgulara ulaşıldı.

Elimizdeki bulgular şunu gösteriyor: başında Fetullah Gülen’in bulunduğu sapkın, ezoterik bir inanç sistemi oluşturmuş bir yapıyla karşı karşıyayız. Örgütün okulları ve yurtları beyin yıkama ve militan devşirme merkezleri işlevi görmüştür. Buralardan yetişen ve “Mesih” olarak gördükleri elebaşına sadakatle bağlı olan örgüt üyelerinin devlet kurumlarına sızmaları sağlanmıştır. Böylece, örgütün amaçları doğrultusunda her türlü gayri kanuni ve gayri ahlaki eylemi sorgulamadan gerçekleştirebilecek insanlar, kritik pozisyonlara gelmişlerdir. Bu şahıslar, kamu personeli sınavlarında usulsüzlük, yasadışı dinleme, şantaj ve düzmece davalar gibi kumpaslar düzenlemişlerdir. Hayır derneği ve vakıf adı altına kurulan oluşumlar aracılığıyla örgüte finans kaynakları sağlanmıştır. Büyük holdingler ve bankalar yoluyla milyarlarca dolarlık para hareketleri aklanmıştır. Örgütün medya ayağı ise bir propaganda aleti işlevi üstlenmiştir. Hücre tarzı çalışan, birbirlerini kod isimleriyle tanıyan, kendi aralarında haberleşmek için şifreli uygulamalar icat eden, üyelerine istihbarata karşı koyma teknikleri ve aidiyetlerini gizleme taktikleri öğreten bir “eğitim hareketi” olabilir mi? Bu yeni nesil terör örgütü, kendilerinden olmayanları yok etmek için istisnasız her yöntemi kullanmış ve bu suretle sadece iktidarı değil Türkiye Cumhuriyeti Devletini kendi sapkın emelleri doğrultusunda ele geçirmeye çalışmıştır. Türk milletinin 15 Temmuz günü hezimete uğrattığı işte bu sapkın ve tehlikeli emeldir.

Aldığımız tedbirlerle, örgütün Türkiye’deki ana omurgasını çökerttiğimizi söyleyebilirim. Ancak tehdit Türkiye’yle sınırlı değildir. Örgütün birçok ülkede Türkiye’dekine benzer yapılanmaları mevcuttur. Bunlar şimdi başka devletlerin içerisinde ihanet tohumları ekmeye devam ediyorlar. Hayatta kalmak için bu kez daha da faal şekilde küresel planda iktisadi ve siyasi nüfuz peşindeler. Tüm dostlarımızı bu vesileyle yeniden uyarmak istiyorum.

Türk milleti demokrasinin kolay kazanılmayan ancak uğruna yaşamını dahi verecek kadar değerli bir varlık olduğunu tüm dünyaya göstermiştir. Bize düşen ilk görev bir daha asla benzer bir tehditle karşı karşıya kalmayacak şekilde gerekli önlemleri almaktır. Bu zorlu süreci anayasal düzen içerisinde yürütmek için azami çaba gösteriyoruz. Son tahlilde Türk demokrasisine kastedilmiş ve demokrasimiz kazanmıştır. Dolayısıyla, amacımız da çabamız da demokrasiyi bundan sonra en güvenli zirvelere, en örnek noktalara taşımak için gerekli adımları zamanla atmak olacaktır.

(*) Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı

THE FIRST ANNIVERSARY OF THE GREAT VICTORY OF OUR DEMOCRACY

Binali Yıldırım (*)

It has been a year since we thwarted the bloodiest terrorist attack in the history of the Republic of Turkey. Turkey has proven its resilience, ability to recover and strength in the course of last year. It is essential to make an evaluation of the past year and look forward.

First of all, we should remember what we have been through. What happened that night was an attack on the Turkish state by traitors, who infiltrated the Turkish military, who are loyal to a deranged man who sees himself as the “imam of the universe.” We were confronted with murderers, who bombed their own national Parliament, destroyed the headquarters of police special forces that fight at the forefront against terrorist organizations, driven tanks over unarmed civilians, fired from fighter jets and attack helicopters. We have never before been through such brutality in our history. This terrorist network killed 250 of our citizens and left more than 2,000 injured.

Going back, two sources of pride emerged from this bitter experience. The first one is the courage and determination of the Turkish people. Our citizens from all backgrounds and political views took to the streets against the putschists. Our television channels continued broadcasting despite the threats and raids by coup plotters. The Turkish nation became one.

Second, the Turkish nation showed the entire world that it defended democracy and will continue to do so. My people demonstrated that only the governments taking office through democratic processes and the will of the people would rule Turkey, not the armed groups. The strongest legitimacy is the democratic one. We passed this tough democracy test as a country.

But the question that my grandchild asked me with all her naivety that night will never fade away from my mind or anyone else’s: “Grandpa, aren’t these our soldiers?” Indeed, what kind of mindset would drive a person to attack his own people, institutions, symbols and leaders in such a brutal manner?

The answer underlies the nature of the treachery network we are facing. That night, we were confronted with a crime network, blindly following the orders of ringleader Fetullah Gülen via a professor of theology. We are talking about a treacherous gang that failed to grasp the notion of the glorious millennial history of Turkish soldiers, saluting the manager of a company owned by the Gülenist Terror Organization (FETÖ) and the ostensible owner of a school operated by the same organization, at the military base they used as their headquarters.

As a matter of fact, my government had actually unmasked Fetullah Gülen and taken action accordingly. We had already been exerting efforts to unveil the existence of this structure inside the state and had made significant progress to this end. However, the July 15 coup attempt bitterly revealed that the threat we are facing is beyond our estimation, that it is much deeper and more vital. The magnitude of the plot masterminded by Fetullah Gülen for the past 40 years to seize control of the Turkish state was exposed. FETÖ members, following the orders of Fetullah Gülen, had acted unnoticed inside the capillaries of the system and reached almost all power centers like an infection caused by a virus that gradually takes over the vital organs of a body. Comprehensive administrative, criminal and legal investigations have been conducted throughout the year since July 15, 2016. Extensive evidence has been reached on this structure that masterminded and implemented the coup attempt.

The evidence has demonstrated that we are facing a heretical, esoteric belief system built by Fetullah Gülen. The schools and dorms of the organization operated as brainwashing and recruitment centers. Members of the organization indoctrinated in these intuitions and loyal to their mastermind, whom they believe to be “the Messiah,” were enabled to infiltrate the state apparatus. This way, the followers, ready to resort to all sorts of illegal and immoral acts without any questioning, were promoted to key positions. These people hatched plots such as cheating in public service entrance tests, illegal wiretappings, blackmailing and sham trials. The organization had been financed through so-called charities and foundations. Billion dollars worth of money transactions have been laundered via large companies and banks. The organization's media branch functioned as a propaganda tool. Is it conceivable for an “education movement” to operate in cell structures, recognize members with code names, develop encrypted applications to communicate among themselves, teach its members techniques of counter-intelligence and tactics to mask their affiliation? This new generation of terrorist organization has resorted to every possible method to eliminate those who are not with them and tried to control not only the political power but also the state of the Republic of Turkey in line with their own heretical ambitions. It is this heretical and dangerous ambition the Turkish nation thwarted on July 15.

I can say that we have destroyed the backbone of the organization in Turkey with the measures we have taken. However, the threat is not limited to Turkey. The organization has similar structures in many countries. Currently, they continue to plant treacherous seeds in other states. This time, they are more actively seeking global economic and political influence for their survival. I hereby would like to alert our friends once again.

The Turkish nation proved to the world that democracy is not a cheap victory but is precious enough to die for its sake. Our primary duty is to take necessary measures to prevent it from happening again. We are making efforts to manage this challenging process within the constitutional order. Eventually, Turkish democracy was targeted and our democracy won. So our aim and endeavors will be to take the necessary steps in time to crown our democracy.

(*) Prime Minister of the Republic of Turkey

ПЕРВАЯ ГОДОВЩИНА СО ДНЯ ПОБЕДЫ ВЕЛИКОЙ ДЕМОКРАТИИ

Бинали Йылдырым (*)

Прошел год с того дня, как Турецкая Республика пережила самую кровавую в своей истории террористическую атаку. Турция в течение этого года доказала свою стойкость, способность к самовосстановлению и силу. Важно подвести итоги прошедшего года и уверенно смотреть в будущее.

В первую очередь необходимо вспомнить о том, с чем мы столкнулись в тот день. Пережитое нами можно назвать подлым нападением на турецкое государство предателями, проникшими в турецкую армию и связанными с безумцем, который называет себя «имамом вселенной». Мы остались один на один с теми, кто бомбит свой национальный парламент, со сравнявшими с землей штаб полиции особого назначения, которая на передовой борется с террористическими организациями, с теми бандитами, кто направляет танки на безоружных мирных граждан и ведет стрельбу по ним с военных самолетов и вертолетов. Такого ужаса в нашей истории еще не было. Эта террористическая сеть погубила 250 и ранила более 2000 наших граждан.

Оглядываясь назад, мы понимаем, что этот горький опыт дал нам два повода для гордости. Первый - это мужество и решительность турецкого народа. Представители всех слоев населения и различных политических взглядов хлынули на улицы, чтобы дать отпор мятежникам. Наше телевидение, несмотря на угрозы и давление со стороны мятежников, продолжало вести трансляцию. Турецкий народ стал единым целым.

Второе - турецкий народ показал всему миру, что он отстоял и будет впредь отстаивать свою демократию. Мой народ показал, что Турцией могут управлять только избранное демократическим путем правительство и национальная воля, а не вооруженные группировки. Самая сильная легитимность – это легитимность демократии. Наша страна с достоинством вышла из этого сложного экзамена по демократии.

Однако никогда не сотрется из моей памяти, из нашей памяти наивный вопрос моего внука, который он задал в ту ночь: “Дедушка, а это разве не наши солдаты?” Действительно, не укладывается в голове, как можно так бессердечно нападать на своих же людей, на свои организации, на свои символы, на своих лидеров?

Ответ лежит в особенностях той предательской сети, с которой мы столкнулись. В ту ночь мы столкнулись с преступной организацией, которая вслепую исполняла приказы своего главаря Фетуллаха Гюлена, поступавшие через профессора теологии. Мы говорим о группировке предателей, которые на военной базе, используемой в качестве своего штаба отдавали военную честь руководителю фирмы, принадлежащей Террористической организации Фетхллаха Гюлена (FETÖ), и якобы владельцу школы, которой управляла данная фирма. Эти люди не имели никакого представления о воинской чести и многолетней славной истории турецкой армии.

В принципе, наше Правительство еще до 15 июля узнало истинное лицо Фетуллаха Гюлена и приступило к действиям. Мы прилагали усилия для выявления нитей этой организации, проникших в наше государство. Достигли в этом вопросе существенных успехов. Однако попытка переворота 15 июля жестоким образом показала нам, что опасность, с которой мы столкнулись гораздо шире и более реальна, чем мы могли себе представить. Раскрылась ловушка, которую Фетуллах Гюлен в течение 40 лет готовил для турецкого государства. Члены FETÖ по приказам Фетуллаха Гюлена, “двигались по артериям системы, никому не показывая свою истинную сущность”, напоминали вирус, поэтапно захватывающий жизненно важные органы и в итоге разнесший инфекцию почти «по всем ветвям власти». После 15 июля в течение года велись масштабные административные, уголовные и правовые расследования. Были выявлены обширные сведения об этой структуре, подготовившей и пытавшейся реализовать переворот.

Обнаруженные нами данные свидетельствуют о следующем: мы оказались лицом к лицу со структурой, образовавшей извращенную и эзотерическую систему верований во главе с Фетуллахом Гюленом. Учебные заведения и общежития организации выполняли функцию центров промывания мозгов и вербовки новых членов. После окончания данных учебных заведений, этим людям, преданным своему главарю, которого они видели «Мессией», обеспечивалось проникновение в государственные учреждения. Таким образом, люди, которые ради целей организации могли не раздумывая выполнять всякого рода незаконные и аморальные действия, поднимались до критических позиций. Эти личности замышляли такого рода напасти, как беспорядки, незаконные прослушивания, шантаж и сфабрикованные дела на экзаменах по отбору государственных служащих. Финансирование организации обеспечивалось через структуры, созданные под маской благотворительных союзов и фондов. Через крупные холдинги и банки происходило отмывание денежных средств, достигающих миллиардов долларов. Медиа структура данной организации выполняла пропагандистскую функцию. Возможно ли существование «образовательного движения», которое работает как ячейка, члены которой знают друг друга по кодовым именам, которое для внутреннего общения изобрело зашифрованные выражения, которое для защиты от агентурных служб и скрытия связи с организацией обучает своих членов различным техникам и тактикам. Эта террористическая организация нового поколения для достижения своих извращенных целей использовала любые без исключения методы для уничтожения тех, кто не состоит в их ячейке и с этой целью даже пыталось завладеть не только властью, но и всем государством – Турецкой Республикой. Именно это извращенное и опасное стремление и потерпело поражение от турецкого народа 15 июля.

Могу сказать, что благодаря предпринятым нами мерам, мы сломали основной костяк этой организации в Турции. Однако угроза не ограничивается территорией Турции. Подобные структуры этой организации, как в Турции, имеются и во многих других странах. И они продолжают сеять предательство внутри других стран. На сей раз для своего выживания они еще более активно стараются на глобальном уровне оказать экономическое и политическое воздействие. Пользуясь случаем, я еще раз хочу предостеречь всех наших друзей.

Турецкий народ показал всему миру, что демократия – это ценное достояние, которое нелегко достается и ради которого можно даже отдать жизнь. Наша первостепенная задача – принять все необходимые меры для того, чтобы никогда впредь не сталкиваться с подобной угрозой. Мы прилагаем максимальные усилия для того, чтобы пережить этот трудный периода в рамках конституционного порядка. В ходе последнего испытания было совершено покушение на турецкую демократию, и наша демократия одержала победу. Таким образом, после этого наша цель и наши старания будут направлены на то, чтобы своевременно делать необходимые шаги для возведения демократии на самые надежные и образцовые вершины.

(*) Премьер-Министр Турецкой Республики




İlgili Dosyalar

IMG_3215.JPG

Pazartesi - Cuma

09:30 - 12:30 / 14:00 - 18:00

1.1.2016 1.1.2016 Yeni Yıl
9.2.2016 11.2.2016 Beyaz Ay Bayramı
8.3.2016 8.3.2016 Kadınlar Günü
1.6.2016 1.6.2016 Anne ve Çocuk Bayramı
11.7.2016 15.7.2016 Milli Bayram Naadam
29.10.2016 29.10.2016 Türkiye Cumhuriyeti Cumhuriyet Bayramı
29.12.2016 29.12.2016 Ulusal Özgürlük ve Bağımsızlık Günü